Kırk Tilki.

Uyku firar etmişken yine, annemle az sayıda geçirdiğim çocukluğumdaki zoraki öğle uykuları geldi aklıma.
Annem hep büyüyeceğimizden ümitli,’’çocuğun gıdası uyku ‘’diyerek zoraki yatırırdı bizi öğlenleri.
Büyümemiz için oldukça aceleciydi bence.
Ne olurdu sanki çocuk kalabilseydik.
Zaten çok sürmedi prenses dönemlerim.
Sırtımıza yük öğle uykularına doymadan yüklendi.
Zaten fiziksel olarak çok ta büyüdüğüm söylenemez.
Annem boy atacağımdan hiç ümidini kesmedi.
Baktı ki ufacık kalacağım ; ‘’Aman ! Kısa kısa gül ağacı ‘’ deyip, böyle avuttu kendini.
Gece gece nereden aklıma geldiyse.
Çocukken, yastığa koyar koymaz kafayı uykuya dalardık geceleri.
Şimdi öyle mi?
Babamın tabiriyle; ‘’Kırk tane tilki, kuyruklarını birbirine değdirmeden.’’
Bu sözü ilk duyduğumda çocuktum.
Manasını bilmiyordum ve keşke hiç öğrenmeseydim.
Bir gece salonun ışığı, babamın ayak sesleri, tütünün kokusu, derin of çekişleri uykumdan uyandırdı beni.
Yarı uyur, yarı uyanık salona gittim.
‘’Baba neden oturuyor sun ? Uyusana daha sabah olmadı !’’ Dedim.
‘’Sen yat kızım’’ dedi .
’’Sen yat !’’
‘’Ne oldu baba bir şey mi oldu ?’’ ‘’Yok kızım’’ dedi.
‘’Kafamda kırk tane tilki.’’
Derin bir of daha çıktı dudaklarından.
Üzüldüm.
Sessizce gittim, yattım.
Üzüldüm babama.
Bir de merak sardı beni.
Kırk tilki ne demekti ?
Sabah olduğunda gecenin hüznü ve yorgunluğu babamın gözlerindeydi.
Çocukluk işte.
Okula gidince, unuttum babama üzülmeyi.
Mırıldanmaları da şimdi geldi aklıma.
Kendine cevaplar veriyor, ne yapacağını şaşırdığını dile getiriyordu .
İnsan kendi kendine konuşur muydu ?
Ya da babam deliriyor muydu ?
Bunların aklıma gelişini hatırladım şimdi.
O vakitler babam, benim şimdiki yaşımdan da gençti.
Her uykularımın firarında, beynimde depremler olurken, cevaplarını veremediğim sorulardan yine sınıfta kalacakken, seni daha iyi anlıyorum baba!
Seni, anlamak istemezdim oysa.
Seni anlıyorsam, senin gibiyimdir.
Sana üzüldüğüm o halindeyimdir.
Bana üzülecek, bir ben de yokken üstelik.
Uyku firar etmişken, benle birlikte kaç kişinin uyanık olduğunu, uyuyanların gördüğü rüyaları merak ederim.
Bir gün doğumuna daha şahitlik edecek olmanın ayrıcalığının artık manasızlaşan mutluluğunu hissederek.
Ve sonra uyumak istemediğim öğle uykularını özlerim.
Çoğunlukla uyumazdım zaten.
Annemi kandırırdım gözlerimi yumarak .
Ama ne hayaller kurardım bilseniz.
Ne hayallerim oldu, ne de uykuya doydu gözler.
Uyku firar etmişken, tüm insanlık uyurken, hatta muhabbet kuşlarım bile uyumuşken ,‘’göz göre göre göz yumanlar’’ geldi aklıma.
30 yıl önce babamın, şimdi benim uykularımı kaçıran sebeplerde acaba gözlerini yıllardır yuman, görmek istemeyen, bir ağırlık, bir miskinlik halinde olanların hiç payı yok mu.?
Bu gece de güzel günlere bir mektup daha yazdım.
Deli saçması deyip, buruşturup atacaklarından eminim.
Uyku firar etmişken, uykumun katili puşt düşünceler zihnimi allak bullak etmişken, çoğunuz uyurken ve ben uyanıkken, bir avuç tebessüm getirin gecelere.
Yoksa; Halimiz harap ‘’kırk tilkiyle’’
Üstelik kuyruklarını değdirmeden birbirine….