Yargısız İnfaz.

Zihnin oyunları ,şüphe ,ego, kıskançlık, hedefe ulaşma arzusu,ihtiras ile kavrulurken ruhlar ve kalpler alınan kararlar yargısız infazdır.Ne mahkemesi vardır,ne celbi,ne hakimi, ne savcısı, ne de söz hakkı.

Kurallarını ve kanunlarını kendi koyduğu, mahkeme kurar zihninde.Suçsuz olabilme ihtimalinin göz önünde bulundurulmadığı bir mahkemedir.Sanık suçludur her halükarda.Kalem kırılacak,cezası kesilecektir,yargısız infazda.Öyle iyi hal göz önünde bulundurulmaz.Neden ? diye sorulmaz.Adının,sanının,kimliğinin bir önemi yoktur.

Dedim ya ; ’’yargısız infaz’’ Kalem kırılacaktır. Hani şansın yaver gider de,insafa gelir de,söz hakkı verilirse,yanlış anlaşılma açığa çıkacak ,zihninde mahkemeyi kuran tarafından beraatine karar verilecektir.Ama ne beraat? Oysa ; ellerin titremiş ve terlemiştir.Yüreğin yerinden çıkacak gibi atmıştır.Çünkü yargısız infaz da cezan ya idam, ya müebbettir. Bedenlerin sağ bırakılıp,ruhların öldürüldüğü bir idam,bedenlerin serbest bırakılıp ruhların hücrelerde çürütülmeye mahkum bırakıldığı bir müebbettir yaşayacağın.Şimdi ;yanlış anlaşılmadan ötürü beraatine karar verilir.Haydi sevin !ruhuna öldürücü darbeler aldın ama beden ayakta .

Önce boynuna urganı geçirirler.Kızarak,öfkeli, anlamadan.Sonra o urganı gülümseyerek çıkarırlar.Boynuna urganı geçiren,yargısız infazla seni idama mahkum eden ,bir kere ölür aslında.Çünkü seni suçladığı dava onun canını yakmaktadır.Ama sen bin kere ölürsün yargısız infazla.Çünkü aklandığında,boynuna geçirdiği yağlı urganı gülümseyerek çıkaracaktır. Kendini affettirme adına .Ve o gülümseme gitmeyecektir gözlerinin önünden.Bin kere ölürsün bu gülümseme yüzünden.

Üstelik yargısız infaz senin dostça gülüşlerine yapılmıştır.Gülüşlerini öldürmüştür,seni sağ bıraksa da.Güvenini yok etmiştir,seni sağ bıraksa da.Ruhunda kan kaybı vardır,seni sağ bıraksa da.İnançların,onurun zedelenmiştir,seni sağ bıraksa da.bir kez daha tecavüze uğramıştır.Dostluk,kardeşlik ve aşk kelimesi.Dengesi bozulacak,travma yaşayacaktır ,bu üç kelime.Ölüme bir adım kala kurtarılacaktır bu değerler infazdan.Ve duyguların ağır darbeler almıştır.Pişmanlık,izahat,özür her neyse adı,her neyse,gülüşlerinin ölümüne engel olamaz.

Yargısız infazlar ruhuna zedeleyici darbeler vururken,seni sağ bırakmasının bir anlamı yoktur aslında.

Sor! Dinle! Anla! Yargısız infazla ruhların katili olma !

Ruhların idamına kalem kırma !

Sonbahar Sarısı.

Vedaların bir ağıtları vardır, bir de türküleri.

Anadolu da gelin çıkarken, uğurlanırken baba evinden ya davul-zurna çalınır ya da tulum.

Sevinç,hüzün karmakarışıktır .Karmakarışık duygu notaya da yansır nağmeye de. Bir de öleni uğurlarken yakılan ağıtlar vardır ki yürek dayanmaz. Çekilir ruhun gövdenden. Ve ağıtı kadın yakarken, erkeğin yüreğinde volkanlar patlar. Mermi olur gözyaşları konunun komşunun yüreğine saplanır.

Sonbahar sarısıdır yüzler. Sonbahar yağmurları gibi. Sonbahar’ın kışa seslenişi gibi. Gel , gelebilirsen, Al alabilirsen yeşillerimi! dercesine;

-Canım yanıyor !Gel al canımı! dercesine yakılır ağıtlar. Bu duygular anlatmaya çalıştıklarım cenaze evinde yaşanır. Üç günlük dünya diye başlanır söze. Taziye ziyaretlerine gelenlerin konuştukları bilindik. Rahmetler okunur. Sözüm ona teselli edilir. Bilmezler ki şehrin dereleri, denizleri söndürmeyecek yüreğinin yangınını.

-Kurtuldu hastaydı diyecek ziyaretçi. Ama nafile ölenin yakını için bu sözler.

-Nefes alıyordu annem,

– Nefes alıyordu babam , sen geçtin mi acıdan dercesine bakacak gözleri. Acıdan geçen insanlar topluluğudur cenaze evi. Yumruğunu sıka, sıka , içe içe akan yaşlar. Sessizliğin hakim olduğu ama ağıtların kulak köküne ,ruhun dibinde hissedildiği an Yan mahalleden gelen davul-zurna sesi duyulur.

İşte hayat tam da budur. Bir yerde sevinç yaşanırken, ilan edilirken çalgı ile, türkü ile diğer evde ağıtlar davul sesine karışır. Bir taraf gelinlikle uğurlanırken alkış kıyamet, diğer tarafta vedanın rengi Sonbahar sarısıdır.

Oysa kefen de beyazdır. Lakin vedalar ‘’Sonbahar sarısı’’ Ağıtlar karışır davul sesine. Taziyeye gelenlerin yüzünde acı bir gülümseme. İşte hayat böyle diye bir sohbet açılır. Yüreklerinin yangını yetmiyor gibi unutulmaz konuklar. Mahrum bırakılmaz sıcak çaydan. Ev kalabalık,kapı önleri kalabalık, soğuk Sonbahar akşamında ağıtlar davul sesine karışırken,çaylar yudumlanır. Sen , ben, diğeri unutur öleni sohbet bile edilir.Lakin ölenin yakınının dalar gözleri uzaklara. Bedeni orada olsa da ruhu kaybettiğinin yanındadır. Her ne yaşadılarsa birlikte, film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden. Gönül gözüyle bakarsan, sen de görürsün o şeritten geçenleri.

Ağıtlar davul sesine karıştı. Sıkıcı bir sonbahar akşamıydı. Sonbahar sarısı yüzlerin gözlerinden, Sonbahar yağmurları gibi yaşlar aktı. Ağıtlar karışmışken davul sesine, yüreğe düşen ateşin rengi Sonbahar sarısıydı.